30 TEMMUZ MGK BİLDİRİSİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

30.7.2018 tarihli MGK bildirisi, iki asırdan fazladır hasret kaldığımız dik duruşun ilanıydı. Bu günleri gösteren Allah’a hamd eder, bu sürecin devamı için Allah’ın yardım ve desteğini niyaz ederim.

Bugün Müslümanları ezmeye çalışanlar, Allah’ın vadettiği dünya hâkimiyeti için çalışan Yahudi ve Hristiyan din adamlarının maşalarıdır. Allah Teâlâ bu konuda Yahudilere şunları söylemiştir:

Ey İsrailoğulları! Size ettiğim iyilikleri aklınızdan çıkarmayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de (dünya hâkimiyeti konusunda) size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.

Sizin yanınızda olanı (Tevrat’ı) tasdik eder özellikte indirdiğime (Kur’ân’a) inanın. Onu görmezlikte direnenlerin ilki olmayın!  Âyetlerimizi geçici bir çıkara karşılık satmayın! Yalnız benden çekinerek kendinizi koruyun!

Hakkı, bâtıl kılığına sokmayın; bile bile hakkı gizlemeyin! “ (Bakara 2/40-43)

Tevrat, son Nebî’nin Medine’ye yerleşeceğini bildirdiği için 9 kadar Yahudi kabilesi oraya yerleşmiş ve dünya hâkimiyetini kurma hevesiyle Medine Sözleşmesine katılmışlardı.  Muhammed aleyhisselamın İsrailoğullarından olmamasını hazmedemeyenlerin ne hallere düştüğünü şu âyetlerden öğreniyoruz:

Nihayet Allah katından, yanlarında olanı onaylayan kitap geldi. Önceleri kâfirlere karşı önlerinin, bu Kitapla açılmasını bekliyorlardı. Ama tanıdıkları Kitap gelince onu görmezlik edip kendileri kâfir oldular. Allah’ın laneti (dışlaması) böylesi kâfirleredir.

Allah, tercih ettiği bir kuluna iyilik edip Kitap indirdi diye kıskançlıktan Allah’ın indirdiğini görmezlikte direnenler kendilerini ne kötü satmış oldular! Başlarına gazap üstüne gazap geldi. (Bu Kitab’ı) görmezlikte direnenlerin hak ettikleri, alçaltıcı bir azaptır.” (Bakara 2/89-90)

Bunların bir kısmı münafık oldu ve âyetlerin anlamlarını bozma faaliyetine giriştiler. Ömer (r.a) döneminin sonuna kadar etkili olmadılar ama Osman döneminden sonra Müslümanları Kur’an’dan uzaklaştırmayı başardılar. Tefsir ve meallerde yapılan anlam saptırmasıyla gizlenen âyetlerden bir kısmı şöyledir:

“Şimdi bunların (bu Yahudilerin) size inanıp güvenmelerini mi bekliyorsunuz? İçlerinden birtakımı Allah’ın sözünü dinler, akıllarına da yatar, sonra onu başka tarafa çekerler. Bunu bile bile yaparlar.

 Allah’ın Kitabına inanıp güvenenlerle karşılaşınca “Biz ona inanırız!” derler. Birbirleriyle baş başa kalınca da şöyle derler: “Allah’ın size gösterdiği şeyi (Kur’an’ın doğruluğunu) onlara mı söylüyorsunuz? Sahibinizin (Rabbinizin) katında size karşı delil getirsinler diye mi? Hiç aklınızı çalıştırmaz mısınız?”

Bilmezler mi? Allah onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da!

Onların bir kısmı ümmîdir; kitabı değil, onunla ilgili kurguları bilir ve sadece tahmin yürütürler. Fakat elleriyle kitap yazan, sonra onunla geçici bir çıkar sağlamak için “Bu Allah katındandır!” diyenlerin çekeceği var. Hem yazdıklarından dolayı çekecekleri var hem de kazandıklarından dolayı çekecekleri var!” (Bakara 2/75-79)

Hristiyan – münafık işbirliği ile de Kuba’da bir mescid yapılarak Müslümanlara karşı yürüttükleri faaliyetlerin merkezi haline getirmek istemişlerdi. Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

Bir de size zarar vermek, kâfirlik etmek, müminlerin arasını açmak ve daha önce Allah’a ve Elçisine karşı savaşmış birine gözetleme yeri yapmak için bir mescit yapanlar var. Bunlar sana “Çok güzel şeyler yapma dışında bir niyetimiz yok” diye yemin de edeceklerdir. Allah şahit ki onlar, kesinlikle yalancıdırlar.

Orada asla namaz kılma. Senin namaz kılmana layık olan, ilk günden itibaren takva temeli üzerine kurulmuş mescittir. Burada içlerini temiz tutmaktan hoşlanan insanlar vardır. Allah, tertemiz olanları sever.” ( Tevbe 9/107-108)

Kimliğini gizleyerek veya açıkça kâfir olan ehl-i kitap ile ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Kendilerine, her şeyi açıkça ortaya koyan belgeler (âyetler) gelmiş, Allah’ın resulünün/kitabının hak olduğunu görmüş ve onlara inanmışken kâfir olan bir kabileyi, Allah nasıl yoluna kabul eder? Allah, bu yanlışın içinde olan kabileleri yoluna kabul etmez.

Onların cezası, Allah, melekler ve bütün insanlar tarafından (lanetlenmek) dışlanmaktır. Onlar sürekli dışlanmış olarak kalırlar. Ne azapları hafifletilir ne de yüzlerine bakılır.

Olup bitenden sonra dönüş yapıp (tevbe edip) kendini düzeltenler başka. Allah onları bağışlar ve iyilikte bulunur.” (Âl-i İmrân 3/86-89)

Bugün, Yahudi ve Hristiyanların ileri gelenleri, kendi dindaşları tarafından dahi dışlanmaktadırlar. Ama yukarıda geçen şu âyetler, onların hepsinin aynı olmadığını, açıkça göstermektedir:

Onların bir kısmı ümmîdir; kitabı değil, onunla ilgili kurguları bilir ve sadece tahmin yürütürler. Fakat elleriyle kitap yazan, sonra onunla geçici bir çıkar sağlamak için “Bu Allah katındandır!” diyenlerin çekeceği var. Hem yazdıklarından dolayı çekecekleri var hem de kazandıklarından dolayı çekecekleri var!” (Bakara 2/78-79)

Ehl-i kitabın lanetli takımı, insanların mallarını batıl yollarla yer ve onları Allah’ın yolundan uzaklaştırılırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey inanıp güvenenler! Bilginlerin ve din adamlarının birçoğu insanların mallarını haksız yolla yer ve onları Allah’ın yolundan çevirirler. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlara acıklı bir azabı müjdele!

Alevli ateş içinde kızdırılacak o altın ve gümüşlerle sırtlarının ve yanlarının dağlanacağı gün onlara şöyle denecektir: “İşte kendiniz için biriktirdiğiniz! Biriktirdiğinizin tadına varın bakalım!”. (Tevbe 9/34-35)

Dışlanmışlık bunların psikolojisini öylesine bozmuştur ki, kendi söyledikleri yalana kendileri inanmaya başlamışlar ve Allah’ı bile aldatıp Kur’an’ı dışlayarak dünya hâkimiyetini gerçekleştireceklerine inanmışlardır. Allah Teâlâ bunların münafık olanlarını Nebîmize şöyle tanıtmıştır:

“Münafıklar (ikiyüzlüler) sana geldiklerinde derler ki “Biz şahidiz; gerçekten sen Allah’ın elçisisin.” Allah, elbette senin kendisinin elçisi olduğunu biliyor ama Allah şahit, münafıklar kesinlikle yalancıdırlar. Bu gibi sözleri kalkan edinip Allah’ın yolundan çekilirler. Yaptıkları ne kötüdür!

Kötü olan, önce inanmaları sonra ayetleri görmezlikten gelmeleridir. Ardından kalpleri üzerinde yeni bir yapı oluşur; artık (ne hale geldiklerini) anlamazlar.

Onları gördüğünde kılık kıyafetlerine hayran kalırsın. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Oysa duvara dayalı kalas gibidirler. Her gürültüyü aleyhlerine sanırlar. Asıl düşman onlardır; onlara karşı dikkatli ol. Allah canlarını alsın, nasıl da yalana sürükleniyorlar!” (Münâfikûn 63/1-4)

Duvara dayalı kalaslar, en küçük sarsıntıda yere düşerler.  Zaten onlardan her biri diğerine yüktür.  Ehl-i kitabın oyun kurucuları da o kalaslar gibidirler. Bunu da şu âyetlerden öğreniyoruz:

“Sizden duydukları korku, Allah korkusundan daha güçlü bir şekilde içlerini titretmektedir. Çünkü onlar, anlayışsız bir topluluktur.

Onlar, surla çevrili yerlerde veya duvarların arkasında olmadıkça size karşı toplu halde savaşmazlar. Kendi aralarında birbirlerine güçlü baskı yaparlar. Onları birlikte sanırsın ama gönülleri farklı farklıdır. Bu, akıllarını kullanmayan bir topluluk olmalarından dolayıdır.” (Haşr 59/13-14)

Onları daha iyi tanıyabilmek için şu âyetleri de iyi anlamak gerekir:

“Onların (Yahudi ve Hristiyan din adamlarının)  yoldan çıkanları size sıkıntıdan başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşsalar, gerisin geri dönüp kaçarlar. Sonra yardım da görmezler.

 Allah’ın ipine (Kitabına) veya insanların uzattığı ipe (desteğine) sarılanlar hariç, bulundukları her yerde üzerlerine alçaklık çöker ve Allah’ın gazabına uğrarlar. Üzerlerine çaresizlik de çöker. Çünkü Allah’ın âyetlerini görmezlikte direnir ve nebîlerini bir gerçeğe dayanmadan itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Bu ceza, yaptıkları isyana ve aşırı davranışlarına karşılıktır.” (Al-i İmran 3/11-112)

Allah’ın vadettiği dünya hâkimiyetini, Allah’a karşı gelerek etmeye çalışan ehl-i kitabın kullandığı insanlar bugün Müslümanlara savaş açmışlardır. Bu durumda uymamız gereken emir şudur:

“Size savaş açanlarla Allah yolunda savaşın ve haksız saldırı yapmayın. Allah, haksız saldırı yapanları sevmez. Onları tespit ettiğiniz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden, siz de onları çıkarın. Bu fitne (savaş ateşi) adam öldürmekten ağır bir suçtur. Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın, kendileri savaş açarlarsa başka. Eğer savaşırlarsa, onları öldürün. O kâfirlerin cezası işte böyledir.”  (Bakara 2/190-191)

“Eğer barışa meyilli olurlarsa sen de meyilli ol ve Allah’a güvenip dayan. Her şeyi dinleyen ve bilen O’dur.

Sana oyun kurmak isterlerse Allah sana yeter. Seni, kendi yardımıyla ve müminlerle destekleyen O’dur.” (Enfal 8/61-62)

Allah Teâlâ nurunu tamamlayacak ve bu dini dünyaya hâkim kılacaktır. İlgili âyetler şöyledir:

Bunlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Âyetleri görmezlikte direnenler (kâfirler) hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlama dışında bir şeye rıza göstermez.

Dinini bütün dinlere hâkim kılmak için Elçisini bu Rehberle (Kur’an ile), gerçek din ile gönderen O’dur. Allah’ı ikinci sıraya koyanların (müşriklerin) hoşlarına gitmese de (bu, gerçekleşecektir.)” (Tevbe 9/32-33)

Resûlüllah’ın (s.a.v) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah, doğusuyla, batısıyla bütün yeryüzünü karşıma getirdi. Ümmetimin hâkimiyeti, bana gösterilen her yere ulaşacaktır.” (Müslim, 19-2889)

Bu büyük nimete ulaşabilmek için Ömer’in (r.a) vefatına kadar uygulanan İslam’a dönmemiz gerekir.