PARA POLİTİKASI’NI İYİLEŞTİRMEK İÇİN SOMUT ÖNERİLER

Çağımızda uygulanmakta olan kâğıt para sistemi, faizin doğurduğu daralmayı azaltıcı işlem görür. Memur maaşları, sosyal yardımlar, faizsiz veya hibe olarak verilen krediler, faizin meydana getirdiği darlığı önemli ölçüde azaltır. Bunlar kamu hizmetine para aktarmak olduğu için Kur’ân’daki sadaka kavramına girer. Madeni para rejiminde devlet böyle bir harcama yapamaz. Zaten o rejimde, bugünki kredi sistemini uygulayabilecek bir tek ülke olamaz.

Kredi sisteminde paranın büyük bir bölümü küçük bir azınlığın eline geçtiği için dolaşıma yeni çıkan paralar da faiz yoluyla bu küçük kesime akar.

Finansal kesimin ekonomik faaliyet yapmadığını ama ekonominin üzerindeki ağır bir yük olduğunu dikkate alarak para politikasını belirlemek gerekir. Unutmamak gerekir ki, yasal olsun veya olmasın faiz her zaman varlığını devam ettirir. Para politikası, bu kesimi yok sayarak yapılmalı, sadaka mantığına göre oluşturulmalıdır. Bu da bazı köylerin ve kentlerin boşalmasına yol açmıştır. Eğer devlet; maaş, sosyal yardım ve sair adlarla para göndermese birçok ilçe ve küçük şehir de boşalacaktır.

Cazibe merkezlerinde de paranın kontrolü kredi kuruluşlarının elinde olduğu için mal ve hizmet üretimi aksamakta, iş yerleri kapanmakta ve işsizlik artmaktadır.

Vatandaşın borç alma ve tüketim gücü kalmadığından para sahipleri devlet tahvillerine yönelmiştir.

Tahvillere yüklü miktarda faiz ödemek zorunda olan devlet de vatandaşına yeterli desteği verememekte, piyasaya giren her ilave para, kısa sürede kredi kuruluşlarının mülkiyetine geçmektedir. Devletin kâğıt para basma yetkisi olmasa ülkenin kapısına kilit vurmaktan başka çare kalmayacaktır.

Bu sebeple ülkede ciddi bir ameliyat yapmak, iç borçları sermayeye dönüştürmek ve paranın serbestçe dolaşımını sağlamak gerekir. Böylelikle bütün ülke çalışmaya başlayacak ve dengeler yeniden kurulacaktır.

İÇ BORÇLARI SERMAYEYE DÖNÜŞTÜRMEK

İç borçları sermayeye dönüştürüp mevcut krizi kâra çevirmek ve dünyaya örnek olmak amacıyla aşağıdaki işler yapılabilir:

A PLANI

1- Toplam borç kadar değer üretilir. Özelleştirilecek kuruluşlar, ormanlık alan vasfını kaybetmiş araziler, yap işlet devret usulüyle yapılacak yatırımlar ve teşvikli yatırımlar, kolaylıkla üretilebilecek değerlerdir. Finansman ihtiyacı duyan küçük ve orta ölçekli kuruluşlar ile proje ortaklıkları teşvikli kuruluşlar kapsamına alınır.

Proje ortaklıkları aşağıda anlatılacaktır.

2- Vadesi gelen borçlar ödenir. Bunun için para basmak gerekirse, karşılığı üretilmiş olacağından enflasyona sebep olmaz.

3- Üretilmiş değerlerden satın alanlar ve yap işlet devret usulüyle yatırım yapacak olanlar ile teşvikli işletmelere sermaye aktarımında bulunacak olanların ellerindeki devlet tahvili Merkez Bankası tarafından paraya çevrilir. Böylece büyük bir borç takası yapılmış olur.

B PLANI

1- Toplam borç kadar değer üretildikten sonra iç borç faizleri enflasyona endekslenir,

2- Enflasyon ölçütü olarak altın ve döviz sepeti gibi uluslararası geçerliliği olan bir sepet oluşturur.

3- İç borç tahvillerinin değerleri sabitlenir ve bu tahvillerin itfa tarihlerinden itibaren para sayılarak dolaşımına izin veren düzenlemeye gidilir.

4- İtfa tarihini beklemek istemeyenlerden alacakları faizden vazgeçerlerin tahvilleri de para sayılır.

5- Eş zamanlı olarak ormanlık vasfını yitirmiş arazilerin satışı ile ilgili kanun çıkarılır ve bazı önemli kuruluşlar özelleştirilerek tahvilleri paraya çevrilenlerin bunları almalarına imkân verilir.

6- Yeni teşvik bölgeleri ve yatırım alanları belirlenir. Buralarda yatırım yapacak olanların tahvilleri, bir program dahilinde Merkez Bankası tarafından TL’ye çevrilir.

7- Hazine, eline geçen tahvillere karşılık para basması için bunları Merkez Bankasına gönderir.

8- Merkez Bankasında toplanan tahviller; basının, sivil toplum kuruluşlarının ve halkın önünde yakılarak borçların ödendiği konusunda güven sağlanır.

9- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonuna daha fazla kaynak aktarılarak tüketim artırılır.

10- Ödeme gücü olmayan esnaf, sanayici kobiler vs. ile kredi kartı sahiplerinin borçlarının silinmesi için fonlar oluşturulur.

11- Ekonomide meydana gelen rahatlamadan yararlanılarak vergi sistemi gözden geçirilir; vergiyi tabana yayan, oranlarını azaltan ve tahsilâtını kolaylaştıran yöntemler geliştirilir.

12- Her türlü üretimde doğal olana destek verilerek dönüşümü kolaylaştırıcı, kalite ve verimliliği yükseltici politikalar belirlenir.

13- Üretim ve tüketim ahlakının gelişmesi ve israfın önlenmesi için programlar geliştirilir.

14- Bu hamlenin kalıcı olması için yeni yasal düzenlemeler gerekir. Mesela anonim şirketlerde, büyük ortakların küçükleri sömürmesine imkân veren tüm maddeler değiştirilir.

Böylece faizler ve enflasyon daha da düşer, ülke güçlenir, Üretim çoğalır ve işsizlik azalır. Türkiye’nin yıldızı daha da parlar.

PROJE ORTAKLIĞI

İnternet ve hızlı ulaşım, pazar anlayışını değiştirdi. Artık bir kız başörtüsünü, Çin’deki üreticinin internet sitesinden seçip alabilmektedir.

Bundan sonra mal ve hizmetleri, kaliteli ve ucuza üretebilecek olanlar teşvik edilmelidir. Bunun için Ziraat Bankası ve Halk Bankasında, katılım bankacılığı yapacak bölümler açılarak proje bazında ortaklıklara işlerlik kazandırılmalıdır.

Bu bankalar, ticari veya sınaî kuruluşların yatırım malları için finansal kiralama yapmalı, aldıkları siparişleri mudarebe ile desteklemelidir.

Terk edilmiş alanlarda tarım ve hayvancılık yapacak olanların projeleri başlangıçta, hibe şeklinde desteklenebilir.

Tarım Bakanlığı yetkilileri tarafından başarılı bulunanların bundan sonraki projelerinin %50’sini kendileri %50’sini de görevli bankanın ortaklık esasına göre karşılayabileceği modeller geliştirilebilir.

Tarım ürününü sanayi ürününe dönüştürecek olanlarla ihraç edecek olanlar, leasing ve mudarebe esasına göre desteklenir.

Yan sanayide de aynı politika uygulanır. Bunun için teşvikli yatırım sahaları belirlenir ve gerekli donanıma sahip olanların projeleri desteklenir.

Böylece Türkiye; krizlerin ve işsizliğin pençesinden kurtulup hem ar-ge destekli teknolojisi, hem de sanayi ve ticaret alanında, tarihinin en büyük kalkınma hamlesini başlatmış olur.

KISA VADELİ PARA İHTİYACININ KARŞILANMASI

Herkesin, bazen kısa vadeli para ihtiyacı olur. Bunun için görevlendirilecek devlet bankaları, aynı bölgede yaşayanların ya da aynı mesleği icra edenlerin vadesiz mevduatından özel havuzlar oluştururlar. Bu havuzda vadesiz parası olanlardan yeterli kefil getirenlere, vadesiz mevduatının iki katını havuzda kalış süresi kadar faizsiz olarak ödünç verir.

Borcunu geciktirenler, yeni ödünç alabilmek için o miktarda parayı, geciktirme süresi kadar banka kasasında tutmadıkça yeni ödünç alamaz ve o havuzdaki birine kefil olamazlar.

Ödenmeyen borçlar kefilden alınır.

Böylece hem havuz sahipleri arasında bir dayanışma, hem de kısa vadeli para ihtiyaçlarının faizsiz karşılanması sağlanmış olur. Bunun en büyük faydası da paranın ceplerde değil, sürekli dolaşımda olmasının teminidir.

GEÇMİŞTEN BİR ÖRNEK: OSMANLIDA İÇ BORÇ TASFİYESİ

Günümüzde olduğu gibi Osmanlıda da iç borçlar ekonomi üzerinde ağır bir yüktü. Aşağıda o dönemdeki uygulamalar ile ilgili kesitler verilmiş ve daha sonra bugünkü iç borçlarla karakteristik karşılaştırmalar yapılmıştır.

I- Osmanlı İç Borçlarından Kesitler

Sultan Abdülmecit’in tahta geçişinin ikinci senesinde (l256 h./ l840 m.) otuz iki bin kese yani 160.000 Osmanlı lirası kıymetinde tahvil çıkarılmıştı. Bunlar, %8 faizli ve 8 yıl vadeli idi.

Bir kere daha %6 faizli tahvil çıkarılmış ve l850’den itibaren faizli tahvil işine son verilmişti.

Altın karşılığı çıkarılan ve kaime adı verilen bu tahvillerin para gibi dolaşımı zorunluydu. İnsanlar, altını tercih ettiğinden kaimenin değeri düşüyordu. 1857’de yüzlük altın yüz atmış kuruşa çıktı . Nisan l859’da (Şevval 1276) kâimenin kaldırılmasına karar verildi. Bunun için kurulan komisyonun başına Ahmed Cevdet Paşa getirildi. Paşa o zamanki durumu şöyle anlatmaktadır:

“ … Ekonomik sıkıntılar had safhaya ulaşmış, kaimenin değer kaybetmesi oranında altının fiyatı günden güne artarak işleri sekteye uğratmıştı. Böyle devam ederse ekonominin düzeltilemeyeceği anlaşıldı. Bunun üzerine Sadrazam Rüştü Paşa, kaimenin kaldırılmasına, karşılığını temin için de İstanbul’un akarlarından  yardım toplanmasına karar verdi. Bu işlerin yürütülmesi için de benim başkanlığımda bir komisyon kurdu. Bir kaç ay uğraştık. Kaimeler toplandıkça Bâbıâli’de, halkın gözü önünde yakılmasını Rüştü Paşa’ya hatırlattım.

“ – Yok, o bizim değil, Maliye Nezaretinin işidir, bizim işimiz kaimeleri toplamaktır.” dedi.

“ – Kaimeler geldikçe yakılsa halka güven gelir, bizim de yardım toplamaya yüzümüz olur.” dedim. Fakat kimsenin aklını beğenmez biri olduğundan bu teklifi kabul etmedi.

Kaimeler toplandıkça maliye hazinesine gönderiyordum. Kalan kısım beş yüz bin kesenin altına inince altının fiyatı düşmeye başladı. Bu kaimeler İstanbul dışında geçmezdi. Bu tecrübeden anlaşıldı ki, İstanbul ancak beş yüz bin keselik kaimeyi kaldırabiliyordu.

Kaime miktarı iki yüz bin kesenin altına düşünce yüzlük altın 105 kuruşa inmişti. Fakat kalan yüz elli bin keseliğin karşılığı olmadığından Rüştü Paşa onu bulmakla meşgul oluyordu.

Bu sırada Sarayda paraya şiddetle ihtiyaç duyulduğu, Maliye Nazırı Hasip Paşa’dan büyük miktarda para istendiği, onun da yakılsın diye gönderdiğimiz kaimelerden yüz bin keseliğini Saraya verdiği gizlice işitildi.

Rüştü Paşa hasta oldu veya hasta görünerek haremden dışarı çıkamaz oldu. Ramazan da gelince kaime toplama işi durdu. Ramazan Bayramında bayramlaşma yerinde iken, bazı engeller sebebiyle ka-imenin arkasının alınamadığı özür mahiyetinde belirtilerek bayram-dan sonra tamamının yakılacağı ve bir tanesinin görülmeyeceği ilan olundu.”

Sultan Abdülaziz devrinde (l861–1876 m) iki buçuk milyon keselik, yani on iki buçuk milyon altın karşılığı kaime basılmış, çok sayıda kaimenin dolaşıma çıkarılması değerini düşürmüştü . Ahmed Cevdet Paşa, bu sırada meydana gelen olayları da şöyle anlatmaktadır:

“Aralık l861’de İşkodra’dan  İstanbul’a geldim. Hazineyi fevkalâde darlık içinde buldum. Bu sırada Fuad Paşa’nın sadrazam olduğunu ve Suriye’den gelmekte olduğunu öğrendim.

Fuad Paşa henüz İstanbul’a gelmeden, bir gün yüzlük altın kaime olarak 300 kuruşa çıktı. Ertesi gün üç yüzü geçti. Sonra dört yüze varır varmaz kaime hiç geçmez oldu. Hâlbuki halkın elinde hep kaime bulunuyordu, pek çok kimse aç kaldı.

Altın veya gümüş parası olanlar, ihtiyaten üçer, beşer günlük ekmek aldılar. Fırınlarda ekmek bitti. Sonraya ka-lanlar ekmek bulamadılar. Fazla alanlardan zorla almaya kalkıştılar, dükkânlar kapandı. İstanbul’u bir acayip dehşet istila etti. Gece bakanlar toplandı, durumu sabaha kadar tartıştılar. Sabaha karşı dellallar; “Padişahımızın tenbihi var, camiye geliniz.” diye bağırdılar. Herkes camilere gitti, tenbihleri dinlediler. Özet olarak, kâğıdın itibarının düşmesine sebep olan bozguncuların cezalandırılacağı ve yüzlük altını 160 kuruştan fazlaya alıp verenlerin hapsedileceği bildiriliyor, dükkânların açılması ve herkesin alış verişle meşgul olması tenbih ediliyordu.

Hükümet tarafından 160 kuruşluk kaimeye bir altın verilerek alım satıma başlandı. Binlerce kişiye altın yetiştirmek mümkün olamayacağından kalabalığı yarıp geçerek bir altın alanların ekseriya elbiseleri yırtılıp zararlı çıkıyorlardı.

Büyük alım satımlar durmuştu ama esnaf arasında bu fiyatla kaime geçerli olarak ufak tefek alım satımlar yapıldı. Sonra Fuad Paşa İstanbul’a gelip işe başladı. Gerekli tedbirleri aldı. Avrupa‘dan büyük miktarda borç alarak hazineye biraz nefes aldırdı ve kaimenin kaldırılmasına karar verdi .

Fuad Paşa’nın Avrupa’dan aldığı yüklü borç karşılık tutularak kaimenin kaldırılması için kurulmuş komisyonlarda bulunuyordum. Fuad Paşa’nın görüşü, devletin 100 kuruş olarak çıkarmış olduğu kaimeye yine yüz kuruş ödemiş olmak için %40 nakit, %60 da konsolit  verilerek kaimelerin kaldırılmasıydı. Çoğunluk onun görüşünü benimsedi. Benim görüşüm ise yüzlük kâğıda bir ellilik vermek idi. Fakat azınlıkta kaldım. Çoğunluğun görüşüne uyuldu ve devlet hazinesi bir çok konsolit borcunu yüklenmiş oldu. … Ağustos l862 so-nunda kaimeler tamamen dolaşımdan kaldırıldı .”

II- Osmanlı İç Borçlarının Bugünkü İç Borçlar ile Benzemeyen Yönleri

1- Kaimeye karşılık Hazine altın borçlanmıştı. Altın olmayınca, Avrupa’dan borç alınarak kaimeler itfa ediliyordu. Bugün Hazine, kağıt borçlanmıştır.

2- Kaimeler, para yerine kullanıldığı için devlete duyulan bir güvensizlik hayatı alt üst ediyordu. Bugünkü iç borç senetleri, borsada ve bankalarda işlem gördüğünden duyulan güvensizlik faizleri etkilese de hayatı kaime kadar etkilememektedir. Basın ve yayın organları duyurmasa, vatandaşı hiç ilgilendirmeyecektir.

3- İstanbul’da bir çok kimsenin, kaime dışında nakdi yoktu. Dolaysıyla onlara duyulan güvensizlik, bu kişileri büyük sıkıntıya sokuyordu. Bugün, elinde devlet tahvili bulunan kişilerin, günlük ihtiyaçlarını karşılayacak paraları vardır.

4- Kaimeler yalnız İstanbul’da geçerli olduğundan diğer bölgeleri etkilemiyordu. Bugünkü iç borçlar ise borsada ve bankalarda işlem gördüğü için etkisi daha da azdır.

5-  Kaimelerin ilk ikisi dışındakiler faizsizdi. Daha sonrakiler ise zamanla negatif faizli hale gelmişti. Bugünkü iç borçlar ise yüksek faizlidir ama Osmanlı Hazinesi, kaimeye karşılık altın ödediğinden onları itfa, bugünkü iç borçları itfadan zordu.